
Ankara’da engelli hakları mücadelesi vermekle, kırsalda engelli olarak yaşamak aynı şey değildir.
Ankara’da erişilebilirlik denildiğinde otobüsler konuşulur, kaldırımlar konuşulur, metro istasyonları konuşulur. İstanbul’da da benzer sorunlar gündemdedir.
Peki ya köylerde?
Bazı yerlerde kaldırım yoktur. Yol yoktur. Toplu taşıma yoktur. Evin kapısından çıkınca önünüze sulama kanalı çıkar. Karşıya geçmek için adeta Survivor parkurunu tamamlamanız gerekir. Yağmur yağdığında çamur, yaz geldiğinde toz içinde kalırsınız.
Birçok kırsal bölgede engelli bir bireyin kendi aracı olmadan yaşaması neredeyse imkânsızdır.
İşte tam da bu yüzden, büyükşehirlerde yaşayanların hazırladığı projeler ve öneriler her zaman kırsalın gerçeğini yansıtmaz.
Çünkü onlar erişilebilir otobüslerden bahsederken, burada otobüsün geçeceği yol bile yoktur.
Onlar istihdamdan bahsederken, burada bırakın 50 çalışanı olan işletmeyi, 10 sigortalı çalışanı olan iş yeri bulmak bile zordur.
Sonra da büyükşehir şartlarına göre hazırlanan mevzuatlar ve politikalar tüm Türkiye’ye uygulanır.
Sonuç?
Engelli bireyler ne çalışabilir ne de yaşayabilir hâle gelir.
Bugün engellilik nedeniyle emekli olamayan binlerce kişi vardır. Çalışabilecek durumda değildirler. Ancak emekli de edilmezler. Özel sektör onları işe almak istemez, kamuya giremezler, kırsalda iş imkânı zaten yoktur.
Bu insanlar tam anlamıyla hayatın ortasında sahipsiz bırakılmaktadır.
ÖTV düzenlemeleri nedeniyle birçok engelli bireyin araca ulaşması her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.
Oysa kırsalda araç bir lüks değil, yaşamın kendisidir.
Aracınız yoksa doktora gidemezsiniz.
Aracınız yoksa işe gidemezsiniz.
Aracınız yoksa sosyal hayata katılamazsınız.
Dahası, bugün birçok araçta kullanılan bagaj hacimleri tekerlekli sandalyeleri taşımaya uygun değildir. İnsanlar sadece araç almak için değil, tekerlekli sandalyelerini bagaja sığdırabilmek için bile mücadele vermektedir.
Engelli aylıkları yetersizdir.
Bakım aylıkları yetersizdir.
Engelli annelerine emeklilik hakkı verilmemektedir.
Ehliyet konusunda yaşanan mağduriyetler hâlâ devam etmektedir.
Sorunlar yıllardır bilinmesine rağmen çözümler aynı hızla ilerlememektedir.
İşte tam bu noktada TBMM Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu’nun çalışmaları bizlere umut vermiştir.
Çünkü ilk kez birileri masa başından değil, sahadan konuşmuştur.
İl il, ilçe il, mahalle mahalle, köy köy gezilmiş; engelli bireylerin sesine kulak verilmiştir.
Bu nedenle Sayın Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nu ve özellikle engelliliği sadece raporlardan değil, hayatın içinden bilen Sayın Fatma Öncü’yü takdir ediyoruz.
Çünkü bir sorunu anlamanın yolu, onu yaşayanları dinlemekten geçer.
Ancak şimdi beklentimiz nettir:
Sorunları dinledik.
Sorunları anlattık.
Sorunları raporladık.
Artık çözüm zamanı.
Çünkü bu çalışma yalnızca bir rapor olarak kalırsa büyük bir fırsat kaçırılmış olacaktır.
Ama bu rapor, engelli bireylerin hayatına dokunan gerçek reformlara dönüşürse; Türkiye’de engellilik politikaları açısından bir dönüm noktası olacaktır.
Biz artık yeni raporlar değil, yeni çözümler görmek istiyoruz.
Yeni vaatler değil, yeni haklar görmek istiyoruz.
Çünkü engelli bireylerin duyulmaya değil, yaşanabilir bir hayata ihtiyacı vardır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir ülkenin gerçek medeniyet seviyesi, en güçlülerinin değil, en kırılgan vatandaşlarının nasıl yaşadığıyla ölçülür.

