
Bir şehrin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak istiyorsanız, en yüksek binasına değil, o binaya herkesin nasıl girebildiğine bakın. Çünkü medeniyet, yalnızca inşa ettiklerimizde değil, o yapıları kimlerin bağımsızca kullanabildiğinde saklıdır.
Bir kamu binasına, hastaneye veya halka açık herhangi bir kuruma gittiğinizi düşünün. Girişte merdivenler var ancak rampa yok. Sorduğunuzda “Engelli rampası binanın diğer tarafında.” cevabını alıyorsunuz.
Peki, oraya nasıl ulaşacağız? Yol güvenli mi? Herkes doğrudan içeri girebilirken neden bazı insanlar aynı binaya ulaşabilmek için daha fazla mücadele etmek zorunda?
İşte bizim temel yaklaşımımız tam da budur: ERİŞİLEBİLİR VE KOLAY ULAŞILABİLİR.
Bir yere ulaşabilmek yeterli değildir. Oraya güvenle, kolaylıkla, bağımsız ve insan onuruna yakışır biçimde ulaşabilmek gerekir.
Bugün kaldırımlara rampalar yapılıyor ancak eğimleri o kadar dik oluyor ki tekerlekli sandalye kullanan bireylerin geçmesi neredeyse imkânsızlaşıyor. Oysa rampaların eğimleri, yerine ve koşullarına göre %6 veya %8 gibi teknik sınırlar dâhilinde düzenlenmek zorunda. Merdivenlerde tutunmayı sağlayacak trabzanlar, rampalarda gerekli küpeşteler ve kenar korumaları bulunmuyor. İtiraz ettiğimizde “Ama buradan çıkabiliyorsunuz.” deniliyor. Çıkamadığımızı gösterdiğimizde ise çoğu zaman sessizlik başlıyor.
Asansörler yapılıyor ancak görme engelli bireyler için sesli kat anonsları, asansör önlerinde uygun hissedilebilir yüzeyler, düğmelerde kabartma rakamlar ve Braille işaretlemeler bulunmuyor. Kaldırımlardaki hissedilebilir yüzeyler bazen bir direğin veya ağacın önünde son buluyor. Yaya geçitlerinde sesli sinyalizasyon, işitme engelli bireyler için görsel bilgilendirme sistemleri ihmal ediliyor. Erişilebilir tuvaletler ise kimi zaman kullanılamayacak şekilde düzenleniyor.
Daha da üzücü olan, görme engelli bir bireyin hissedilebilir yüzey talebinin bazen şımarıklık olarak değerlendirilmesi.
Oysa bir rampa yalnızca beton, bir trabzan yalnızca metal, bir hissedilebilir yüzey yalnızca kaldırım kaplaması değildir. Bunların her biri bir insanın bağımsızlığına, güvenliğine ve özgürlüğüne açılan kapıdır.
Erişilebilirlik bir konfor, ayrıcalık veya lütuf değil; suya, beslenmeye ve barınmaya duyulan ihtiyaç kadar temel bir yaşam gerekliliğidir.
Bu nedenle “Üç ay sonra yapacağız, bütçemiz yok, ileride değerlendiririz.” demek yalnızca bir hizmeti değil, bir insanın bugününü, eğitimini, sağlık hizmetlerine erişimini ve özgürlüğünü ertelemektir.
Erişilebilirlik, bir yapı tamamlandıktan sonra hatırlanan ayrıntı değil; ilk proje çizgisinden itibaren esas alınan vazgeçilmez bir standart olmalıdır.
Bu anlayışın kurumsallaşması adına Hatay'da önemli bir adım atıldı.
Engelsiz Dünya Federasyonu olarak daha önce Ankara Büyükşehir Belediyesine sunduğumuz ve hayata geçirilen komisyon modelinin, Türkiye'de ikinci kez Hatay Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonu olarak hayata geçirilmesini son derece kıymetli buluyorum.
Bu model; imardan şehir planlamasına, fen işlerinden ulaşıma, yapı ruhsatından yapı kullanım iznine kadar ilgili bütün belediye birimlerinin erişilebilirlik standartlarını esas almasını ve denetlemesini hedefliyor. Amaç, sorunları sonradan düzeltmek değil, daha oluşmadan önlemek.
Geçtiğimiz günlerde katıldığım komisyon toplantılarında, özellikle Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Uğur Kandemir'in konuya gösterdiği hassasiyeti, sorunlara hâkimiyetini ve kapsayıcı bir Hatay oluşturma konusundaki kararlılığını görmekten büyük memnuniyet duydum. Orada yalnızca engelli bireyler için değil; yaşlıların, çocukların, bebek arabası kullanan ailelerin ve toplumun tamamının ihtiyaçlarını gözeten bir yönetim anlayışı gördüm.
Bu önemli çalışmaya öncülük eden Hatay Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Öntürk'e, Genel Sekreter Yardımcımız Sayın Uğur Kandemir'e, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanımız Sayın Necdet Yeşildal'a ve emeği geçen herkese içtenlikle teşekkür ediyorum.
Sivil toplumun görevi yalnızca eleştirmek değildir. Biz bugüne kadar eksiklikleri dile getirdik, hak ihlallerine karşı sesimizi yükselttik ve bundan sonra da yükselteceğiz. Ancak doğru adımları takdir etmek, çözümün parçası olmak ve kazanımların kalıcı olması için mücadele etmek de sorumluluğumuzdur.
Çünkü bizim mücadelemiz kurumlarla değil, insanların hayatını zorlaştıran engellerledir.
Elbette bir komisyonun kurulması tek başına yeterli değildir. Gerçek başarı, alınan kararların sokaklara, binalara ve insanların günlük yaşamlarına yansımasıyla ölçülecektir. Hatay'da başlayan bu yaklaşımın bütün Türkiye'ye örnek olmasını diliyorum.
Bir şehrin gelişmişliği, en güçlü insanına sunduğu imkânlarla değil, en fazla engelle karşılaşan insanına sağlayabildiği bağımsızlık ve özgürlükle ölçülür.
Çünkü gerçek medeniyet, yalnızca herkesin ulaşabileceği yerler inşa etmek değil; hiç kimsenin bir yere ulaşabilmek için özgürlüğünden, bağımsızlığından ve onurundan ödün vermek zorunda kalmadığı bir yaşamı mümkün kılmaktır.
ERİŞİLEBİLİR VE KOLAY ULAŞILABİLİR BİR HATAY, HEPİMİZİN HAKKI, HEPİMİZİN SORUMLULUĞUDUR.
Serhat GÖKPINAR
Engelsiz Dünya Federasyonu Başkanı



