
İklim krizi; yalnızca sıcaklığın artması ya da kuraklık değildir.
Bu, dünyanın dengesinin bozulmasıdır.
Bir yıl yağmur yağmaz, toprak çatlar.
Ertesi yıl bir ayda yıllık yağış düşer, ürünler sele kapılır.
Mevsimler yer değiştirir, üretim şaşar, sistem kırılır.
Yani mesele sadece “doğa” değildir.
Yaşamın bütün altyapısı sarsılır.
Bu sarsıntı önce gıdayı vurur.
Üretim düşer, mahsul kaybolur, fiyatlar artar.
Ama aynı anda su krizi başlar, sağlık sistemi zorlanır, ekonomi daralır, afetler artar, şehirler işlevsiz hale gelir.
Ve bu çok katmanlı kriz, herkesi etkiler…
Ama aynı şekilde değil.
Engelli bireyler için bu kriz, bir adım daha ağır yaşanır.
Çünkü mevcut sistem zaten tam olarak erişilebilir değildir.
Afet anında tahliye planları herkesi kapsamaz.
Gıda dağıtımı erişilebilir olmaz.
Sağlık hizmetlerine ulaşım kesintiye uğrar.
Şehirler zaten zorlayıcıyken tamamen dışlayıcı hale gelir.
Ama asıl sorun burada başlar:
Engelli bireyler çoğu zaman bu krizlerin içinde görünmeyen bir kitle olarak kalır.
Planlarda yoktur, masada yoktur, karar mekanizmalarında yoktur.
Oysa gerçek şu:
Engelli bireyler bu sürecin “korunması gereken nesneleri” değil,
bu sürecin bizzat öznesi olmak zorundadır.
Çünkü bir sistem en kırılgan bireye göre kurulursa,
herkes için çalışır.
Ama en güçlüye göre kurulursa,
kriz anında çöker.
Bu yüzden artık yaklaşım değişmek zorunda:
Engelli bireyler sadece yardım alan değil,
planlayan, karar veren, yönlendiren aktörler olmalıdır.
Afet planları onların katılımıyla hazırlanmalı.
Gıda ve su dağıtım sistemleri erişilebilir tasarlanmalı.
Şehirler kriz koşullarına göre ve kapsayıcı şekilde yeniden düşünülmeli.
Sağlık ve sosyal destek mekanizmaları, kesintiye uğramayacak şekilde güçlendirilmelidir.
Ve en önemlisi:
Engelli bireyler olmadan alınan hiçbir karar,
gerçek anlamda kapsayıcı değildir.
Çünkü iklim krizi büyüdüğünde…
Bugün konuştuğumuz ÖTV yasası,
emeklilik hakkı,
sosyal haklar…
Bunların hiçbiri tek başına yeterli olmayacak.
Eğer yaşanabilir bir sistem kalmazsa,
hakların anlamı da kalmaz.
Ama tam da bu yüzden,
engelli bireylerin bu sürecin merkezinde olması hayati bir zorunluluktur.
Çünkü mesele sadece hayatta kalmak değil;
onurlu, bağımsız ve eşit bir şekilde var olabilmektir.
Son söz net:
İklim krizi herkesi etkiler.
Ama çözüm, herkesi aynı yere koymakla değil,
en geridekini merkeze almakla mümkündür.
Ve o merkezde, engelli bireyler olmak zorundadır.
Çünkü onlar bu hikâyenin kenarında değil,
tam ortasında yer almalıdır.

