
Bize uygulanan şeyin adı ihmalkarlık değil; bunun adı, çağın en sinsi hastalığı olan "Modern Öjeni"dir. Yani güçsüz görüneni, farklı olanı hayatın içinden sistematik olarak ayıklama, görünmez kılma, evlere hapsetme çabası...
Ben Serhat Gökpınar.
Çocukluğumdan bugüne, bu "ayıklama" sistemine karşı verilen bir kavganın tam ortasındayım.
Hikaye, ilkokul bahçesinde arkadaşları tarafından oyuna alınmayan o çocukla başladı. Lisede beni anlaması, elimden tutması gerekirken görmezden gelen öğretmenlerle, üniversite amfisinde zekama değil fiziksel durumuma bakıp "Engelini kullanma" diyebilen akademisyenlerle büyüdü bu kavga. "Okuyup da ne yapacak?", "Otursun evinde", "Yola çıkarsa düşer" diyen o mahalle baskısı; aslında "Senin bu toplumda yerin yok, gözümüzün önünde olma" demenin vicdansızca bir yoluydu.
Sokaklarda, caddelerde bize yer açmak yerine; kaldırımlara rampa yapmayı yük gören, sonra da "Ne gerek var, biz seni kucaklar taşırız" diyen o lütufkar tavır... İşte en büyük aşağılama budur. Benim birey olarak o rampadan çıkma hakkımı elimden alıp, beni tanımadığım insanların kas gücüne muhtaç bırakmak yardımseverlik değil, benim onurumla oynamaktır.
Ben bu hayatta sadece merdivenlerle savaşmadım; insanların taştan kalpleriyle ve geri kalmış zihniyetleriyle de savaştım.
Hastaneye, en temel hakkım olan sağlığa erişmeye gittiğimde; güvenlik görevlisinden engelli park yeri için yardım istediğimde "Ben senin valen miyim, ne yapabilirim?" cevabını aldım. Bir hastane kapısında bile "fazlalık" muamelesi gördüm.
İş hayatımda, tırnaklarımla kazıyarak geldiğim makamlarda; sırf engelimden dolayı yöneticilerim tarafından mobbinge uğradım, küçümsendim, gururumla oynandı. İlk atandığım yerde, "ben engelli personel istemiyorum git nerede çalışıyorsan çalış" diyen zihniyetle çarpıştım.
Gönül ilişkilerimde, "Engelimi gören kız beni istemedi terk etti" cümlesinin ağırlığını, "kızımızda ne eksik gördü ki kendine nasıl layık görür bu sakat adam" diyen ailelerin acımasız önyargılarını sırtlandım. Sokakta yürürken yüzüme fırlatılan o acınası bakışları, o "Vah vah" dolu gülüşleri yuttum. Tüm bunlara rağmen yıkılmadım. Okudum, yazdım, ürettim, devletime ve milletime hizmet ettim.
Ve bugün... Tüm bu mücadelenin üzerine, bir sigorta şirketi çıkıp sadece tıbbi geçmişime ve engelime bakarak beni "riskli" ilan edip poliçemi iptal edebiliyor. Ama dediğim gibi; bu sadece son damla. O poliçe iptali; o güvenlik görevlisinin, o öğretmenin, o sevgilinin ailesinin bana yıllardır söylediği şeyin kağıda dökülmüş halidir: "Bizim standartlarımıza uymuyorsun."
Ama yanılıyorsunuz.
Ben sizin standartlarınıza uymak için değil, o standartları değiştirmek için buradayım. Modern öjeninize, ayıklama politikalarınıza, "Evde otursun" zihniyetinize inat; hayatın tam kalbinde, onurumla var olmaya tüm gücümle devam edeceğim.

